23 Ekim 2010 Cumartesi
Ulan ßlog..
Ah Ulan günlük! Ben günlük tutacak adam mıydım be! Bak yanlış anlama, aklına kötü bi şey gelmesin, lafım sana diil.. Yoksa sen delikanlı bi günlüksün. Ne biliim, bugüne kadar, günlük hadisesini hep kızsal bi zırvalık olarak şeetmişim. Nası diyiim hani ergen kızların 'acaba kime versem' hattında seyreden kafa karışıklıklarını, 'ablamı öldürmek istiyorum'dan, 'babama kırıldım, anneme de hafiften gıcığım'a doğru ilerleyen, nihayetinde 'herkesten, herşeyden ve pek tabii ki kendimden nefret ediyorum'a varan tıraştan iç döküşlerini şeettikleri bi şey... Çok mu insafsız davrandım günlük bey kardeşim 'hatun ve günlük' meselesi hakkında... Tecrübe be oolum! Biz o ergenliğinde günlüğüne hayattan nefret ediyorum, ölmek istiyorum, çok mutsuzum diye kusan hatunların büyüdüklerinde herkesten çok daha kallavi ve tehlikeli bir hırsla nasıl garantici, güç hastası yaratıklar haline geldiğini de gördük be güzelim. Elimizde büyüdüler... Kafamızın içinde 'Ooo beybi beybi itize vayd vorld' nameleri dolaşırken kaç tanesinin (bilerek ve isteyerek tane diyorum) ardından fena karizmatik yalnız adam triplerinde denize karşı köpeköldürenimizi fondiplemedik... Büyütüp büyütüp hayata saldık... Kendimiz pişirdik, kendimiz yiyemedik... (Yok lan biz de yedik inceden.. Hatunu ye hakkını ver) Neyse günlük bunlar ince meseleler... O bezgin ama kuul sesine, karizmasına hasta olduğum Müslüm Baba'nın şarkısındaki gibi 'Çok derin mesele benim meselem/Ezelden ebede giden mesele'... Böyle derin mezvularla ilk günden seni bu kadar kasmıyıım... Günlük lan! Müsadenle kendime dolaptan bi bira kapıp geliyorum... Kaptırdım, iyi gidiyorum... Kuran çarpsın terapi gibiymiş lan yazmak... Sana da getiriyim mi bi tane.. Şey.. Ney... Bira... Ohh! Bira buzzz... Neyse baba! Nerde kalmıştık. Eeee Nedir peki? Madem gıcıktım bu işlere ben niye günlük tutmaya karar verdim. N'oldu da oldu? Rüyamda mı gördüm? Doğrudur üstad rüyamda gördüm. Ne gördüm rüyamda? Resmen ebemin şeysini gördüm... Sonra kendimi sana anlatmam gerektiğine karar verdim. Mesaj budur dedim kendi kendime. Ya bi bira daha kapıp gelsem... Zihin açılıyo ufak ufak.. İyi gidiyo... Dur bi bira daha kapıyım rüyamı anlatıcam... Şimdi baba, kardeşin karanlık, havasız, tanımlayamadığım bi odada “-hafiften hücreye benziyo- tozlu, eski bi tahta iskemlede oturmuş, önünde eski, hani şu büyük siyah kocaman ahizesi olan, çevirmeli telefonlardan var bi tane. Aval aval ona bakıyo. Kim bakıyo? Kardeşin, yani ben! Ulan üçüncü tekil şahıs yaptık kendimizi iki dakkada. Şahsiyetsizliğe bak... Vardır bunun altında da bişi! Neyse, dağılmayalım. Birinci tekilden tekil tekil -pardon- takır takır anlatmaya devam edelim. Ööle uzunca bir süre ben salak salak yerdeki telefona bakıyorum. Var bi bokluk hissediyorum. Birini arıycam sanki, arıyamıyorum ya da ne biliim aramamın benim için de arayacağım kişi için de hayırlı olmayacağını düşünüyorum belki inceden. Tuhaf bi sabırsızlık, bi iç sıkıntısı, bi panik atak durumu... Elim telefona gidiyo.... Geri çekiyorum. Baba sonra birden bizim yeşilçam melodramlarnıda olduğu gibi görünmeyen bi orkestra bi şarkı çalmaya başlıyo. Odanın içi müzikle doluyo bi anda... Sakin, dingin bi akustik gitar ritminin peşine çaktırmadan, gitarı ürkütmeden bol ekolu, derinlikli bi ney takılıyo. Bizim hava alanında donla gezebilecek kadar karizmatik ve kendine güvenen Mazhar Abi'ye benzeyen, biz bu işleri bitirdik, hamdık, piştik, olduk rahatlığında bi ses şu sözleri mırıldanıyo, iddiasızca ama harbi güzel bi tavırla... Gönül saatini sabra kur oğlum/Artık tutma o el verse bile/O her kalbini kaybettiğinde/Sen neleri yitirdin oğlum düşünsene.../Oğlum düşün/Dünya niçin/Böyle küçük yok olmak için/ Oğlum düşün hayat niçin böyle kısa /Unutmak için... Sonra şarkı birden kesliyo... Sessizlik... Ulan diyorum kendi kendime ben böyle bi şarkı bilmiyorum ki. Yok olum böyle bi şarkı.. 'Ulan' diyorum 'Yunus harbi büyük adamsın, resmen rüyanda beste yaptın lan! (Ertesi gün o şarkıyı bitirdim, çalaram sana sonra günlük kanka). Neyse bağlayalım. Müzik kesildikten sonra elim telefona tekrar gidiyo... Ama bu sefer o panik atak halleri yok içimde. Piyangodan çıkmış bi sükunet haliyle, kimi arayacağımdan, ne söyleyeceğimden emin bir tavırla, işin komiği munara falan çevirmeden direkt ahizeyi kaldırıp kulağıma dayıyıyorum. Ağzımdan çok tuhaf ama bana emin şeysini (buldum, realitesini) gösteren şu cümle çıkıyor... Bak dinle... Resmen alacakaranlık kuşağı... İyi günler kendimle mi görüşüyorum.. Ulan Alfired Hiçkok filminde miyiz olum... Karşı taraftaki ses de benim sesim.. Bak ne diyo karşı taraftaki puşt (yani öteki ben). Çok sakat... Evet buyrun sizsiniz? Oha... N'oldu lan şimdi... Burda bitti mi sanıyosun günlük. Biter mi? Burdan sonrası daha tuhaf.. Kuran çarpsın çok sayko-matrak bi rüya... Karşımdaki herif, yani öteki ben 'Evet buyrun sizsiniz) deyince ben susmayı tercih ediyorum... Çok garip ama acayip sakinim. Sonra o karşı taraftaki lavuk yani öbür ben 'Alo alo sesinizi alamıyorum' tadında bi şeyler zırvalıyo.. Sonra gerçek ben, yani arayan ben, ulan kafam iyice karıştı, yani sandalyede oturan, delikanlı olan ben sakin sakin telefonu kapatıyorum... Kapatmamla birlikte yine bizim görünmeyen orkestra paldır küldür bi şarkı çalmaya başlıyo. Ulan bu şardık tanıdık... Tamam lan diyorum. Bulutsuzluk Özlemi'nin Yol şarkısı bu... Ama düzenleme tuhaf, inceden bi elektro bağlama, Bulutsuzluğun yolu misket havasına dönmüş. Ankara Punk tadında. 'Yine düştük yollara, yollara, yollara' diye Nejat o olaycı, bol geniz destekli vokaliyle girecek sanıyorum. N'oluyo peki günlük? Çok matrak ve çok tuhaf lan. Ankaralı Turgut giriyo vokale. Fena alaycı ve kıl 'Sıçtın olum sen' ses tonuyla... Böyle fonda çıttırı çıttırı kaşık ritmi var. Sözler nasıl eki günlük kanka, hafız, usta, üstad, baba!!!! Aynen şöyle... Yine düştün kendine Yunus Yunus Yunuuuss.. Babalara geldin Yunus Yunusss.. Nası derler günlük bey, özür dilerim ağızımı bozucam istemeden: GACIRRRTT!!! ÇOK FENA KENDİMİZE DÜŞMÜŞÜZ OOLUM... KENDİ KÖR KUYUMUZA DÜŞMÜŞÜZ... Bak sen bilinçaltı puştuna nasıl da yol gösteriyo... Sonra ne mi oldu günlük... Pat diye uyandım. Ulan güliyim mi ağlıyım mı... Böyle matrak, böyle tuhaf, böyle mesaj kaygılı rüya gördün mü sen hayatında... Nerden görüceksin. Sen daha sıfır kilometre bi günlüksün. Derin Yunuscan seninde kafanı allak bullak eder yakında merak etme. Bak yine kendimizden bahsederken üçüncü tekile düştük. Ulan kişilik bölünmesi mi var bizde nedir? Neyse birinci tekilden tekil tekil noktayı koyalım günlük, bugünlük. (ulan şair miyim neyim) Baba neydi rüyanın mesajı biliyo musun! Uyandım bi bira çaktım sonra benim algı zamazingosu iyice açıldı. Bilinçaltı ipnesi (samimiyetten kendisine böyle hitab ediyorum) bana acayip yol gösteriyo. Ulan derincan diyo biraz da kendinle muhabbet et. En pskiyatrist sensin lan... Nereye gidersen git kendine gidersin en sonunda... Kendine düşeni kendi paklar (belki de haklar)... Kendini önce kendine anlat. Tut çeneni biraz, herkese karı gibi her şeyini anlatma. Ne diyodu Mr. Sipak -pardon- Mustafa Topaloğlu 'Aklın varsa kendine sakla/Felsefe yapma'... Sonra n'oldu günlük. Ebenin şeysi oldu. (yanlış anlama sevdiğimden, samimiyetten eheh..) sana açılmaya karar verdim. Devam eder miyim kendimi sana anlatmaya, kendimi kendime anlatmaya... Bilemem. Plan yapmayalım baba. Hayat bize bi güzellik yapar belki biz ondan bi şey beklemezsek. İki dakka delikanlı olup ağlayıp sızlamazsak. Biz gönül saatimizi sabra kuralım. Sonra bi bira daha götürüp zıbaralım artık.. Ne diyodu rahmetli, agresif romantiklerden Fikret Kızılok: Uyku kardeşim ver elini/Damla damla beraber eriyelim/Sonra bembeyaz fukara bir bacadan/Göz göz olmuş umutlarla, sevdalarla tütelim/Eriyelim... (:
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder