Yanı başlı bir sevda
Kuşkulu bir bekleyişle hükümlü
Gel desen en korkunç yargılar susacak!
Katmerli günahlarda ezilecek zaman
Gel desen..
Aşk anımsanmaz oysa
Yaşanır tıpkı şiirler gibi
Hep sen yüklü bir şarkı çalar kapımı ıslak akşamlarda
Kıskaç kıskaç daralır boğazımda, gir diyemem
Yatılı bir yokluğun kalır içimde
Buruk ve de sancılı..
Sabah sabah sana bir şey söyleyeyim mi?
Ben.. Ben oldum olası bir seni sevdim!
Karaçam gözlerinin iz düşümü tam ortasında yüreğimin
Sevgilerim büyük olurdu
Evreni sığmazdı hasretliğim
Gel dinle beni
Ayrılığa yumakla yakınlaş biraz
Bir ikindi sofrası dudaklarım sana kurudu
Tüm yargıları unut
Gel, ve de parçala yalnızlığı
Yoksa, yoksa gelme dicem
Hep aynalarda kal dicem gülümser
Tut ki usuma perçinlemişim seni
En ağır sevgilerle
Bakışların gözlerime günışığı neylersin
Bir şiirsin dilimde söküp atamadığım
En unuttuğum anda bile alıp başıma kaçışım sana!
Kınadılar beni, kınadılar beni
Küfretti anam doğurduğuna küfretti..
Yoksa, yoksa gelme dicem
Hep böyle kal dicem aynalarda gülümser
Tutki otuz tonluk kantarlar tartmıyor yalnızlığımı
En sevdiğim antalyaya tokatlıyor ağıtları hoyratça
Piri reis vapuruna yüklendi bu akşam liman dolusu umutlarım
Mersin açıklarında olacak sabaha
Seni arıyacak ve ben otel bonjurda gözlerini desenliycem duvarlara
Bakışlarında bir ikinci baharı yazacak takvimler
Yüreğimde, yüreğimde öyle büyüdü ki hasretin, ağrı dağı kadar!
Öyle deme yar unutmak ne mümkün
Gözleri bağlı dolap atları gibi döndü durdu yokluğun
Dur diyen yok bilen yok gitti gelmez trenlerindeydi yetişini
Ogün bugündür küstümdü sokaklara, kala kaldımdı kan bulanmış kuytularda
Yalnızlıklar bana, ben sana aşina
Bir türlü alışamadım yok oluşuna!
Haberin ola, haberin ola
Beklentiler bulvarında sana deyin ne varsa silip süpürdü zaman
Bir bostan korkuluğu bedenim kaldı yitiversen devrilir
Bu yirminci şiir serkin tahta tabaklara işlemişim
Süzme balı dudaklarından taşan tüm anaçutkuları
Konya kaşıklarında asılı adı konmamaış sevdaların yaşmağa
Tüm güney tanığımdır
On şiir yazsam dokuzu seni anlatır!
Kim ne derse desin
Adresimdir yüreğin
Herkes bilsin istiyorum
Sevmenin böylesini
Yoksa, yoksa gelme dicem
Hep böyle kal dicem aynalarda gülümser
Tut ki yüreğimi zor zaptediyorum yokluğunda
Ellerine kavuşmasam bir bıçak kesimi kalıyorum zamanla
Bazen gelirsin düşlerime
Aynalara düşerdi güzelliğin safinaz
Bütün günahlarını kabulleniyorum
Uzaktan da olsa
Gül biraz, gül biraz
12 Temmuz 2011 Salı
5 Temmuz 2011 Salı
Zahmin..
Birbirimize çaresizliğimizden ağlar örerken bize, aşkın bir soluk sonrasında kalıyoruz. Özlemekten durulamayan ama hep ayrılıkla ödüllendirilen acuze pişmanlıkları ekliyoruz künyemize. Durup durup yanağını okşuyoruz kutsal cümlelerin. Bilmiyoruz bizi en önce harflerin terk ettiğini. Ben sana meftun, sen bana giryan… Oysa bu ayrılıktan ancak bir biz çıkar. Saçlarında yorulan rüzgârda kalıyor ömrümün neşidesi. Hayatla acı arasındaki köprüde kalbimi ihlal ediyorum aminsiz dualarla. Mayınlar patlarken geçmişimizde yüzümüzü sakınamıyoruz karakışlardan. Aşkın onuru sana beni bulabileceğin bir hece bile bırakmadan öyküm siliniyor dudağıma bulaşan yağmurdan. Bir çıkar yol göster bana seni terk etmem için zahmin.
Kan tüküren özleyişlerimin sessizliğinde kıvranarak yağmalıyorum bastığın toprağın insan cürümünü. Çehremdeki soluksuzluğumu üstlenen beyazlık ölümdendir aldırma. Her adımda sarsıntılarla soru işaretlerine uyuyor bedenim. Sarılıyorum hayatın kuytusuna. Sesli bir harf gibi kıvrılarak aminle tövbe arasındaki zincir pasına sürgünlüğümü sürüyorum vuslata. İsyan yol başlangıcında milat. Kan şehre yağmur yağarken gözlerine miat. Aşk ellerinden hicret. Kilit vurulurken tuhfeye tutulan zerreye bir çocuk boyu dalgalar alabora. Hadi gidişimi seyrettirirken bana, içinin sağına ve soluna yağdır ruhumu.
Sis içinde yüzün, kaybederek ne çok incitiyorsun ellerimi. Dokunduğunda şakağında kıyametler koparan ellerimi… Şehir yanıyor öte yanda. Adımlarımdan çekilirken denizin mavisi küle yığılan adım utanarak and veriyor seni unutmalara. Kimine yağmur, kimine yangın… Hep bana şarkıların yırtılmışlığı.. Sırtına esen rüzgârdan yorulmuşluğunun saçlarında dinginleşmesiyim. Çözülürken ensende kokunda unuttuğum tenimi bir parça toprakla yıkıyorum.
Ha gayret aklım, dayan insan zulmünün cinnet feracesine. Zeytin dalı, gümüş gök ve beyza gece biraz ötende. Uzat ellerini ya da biraz daha vefa delirmeye.
Her ayrılıkta dönüyorum gözlerine. Ele verip yelime utanç kalan gözlerine zahmin… Aşkın yarasında kayıtsız ağrılar yüklenerek aklanıyorum. Noktalığım ziyanda. Güzeldin, sadakati celladın kılıcının ucundaki kana dokunduracak kadar. Cesaretli yalnızlıkların vardı, bana ihtiyaçsız özleyebiliyordun gülüşümü. Hiç kimseydim sende her şeyliğimi kuşatan. Anılarımızın karlı caddesinde beklemenin kara ceketini giyip adım'layabiliyordun bana rastlamak pahasına. Aşkı bu yüzden sende kaybettim ben.
Hasretine kelepçelenmiş dilim gözlerine söylenmemiş sağır şarkımızın nakaratında külliyatını yutuyor: hasretimsin yaramı tenine sar bu gece / varlığınla ziyadeyim, yokluğunla tek hece.. Bu aşk bizsiz daha çok aşk zahmin. Şafak söküyorsa gözkapaklarının altında bir tende kaç koku yaşar bunu söyle. Kalbin aşk yalanından ve 'geleceğim' teranelerinden usandım. Varlığını heceleme yazık günceme..
Eksildik aşkın adının ve adından öte cisminin geçtiği her şeyde. Birazda kendimizden… Dön bu gece yüzümüze aşk diyerek sığındık kalbin ölümüne. Yavaş yavaş tükenişin dilimizde bıraktığı suskunluğu çözmeye bir cümlen yeterdi. Sesimize oturan buz dağının bedeli miydi yangın tutuşmaların içimizde dönemeyişi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)