30 Kasım 2010 Salı

sen çok iyisin ama..

Beni aşkım süreklemişti ölümün ortasına.. Bir kez de ölümün ortasında sınamak istemiştim aşkımı. O büyük yanılgımı, o büyük kaybedişimi.

-Gitmesen olmaz mı ? Sana çok ihtiyacım var.
-Gitmek zorundayım... Bak sen çok iyi bir insansın, ama bilmediğin çok şey var...

Ansızın sesler kesildi... Sessizlik ölüm biriktirdi.. İnsanlar böylesi sessizliklerde birini yaralar ve öldürürdü.. Hiç kan akmazdı... Hiç bir çığlık duyulmazdı..
"Bak sen çok iyi bir insansın... Ama bilmediğin çok şey var..."

Aşksız, sevgisiz bir şey yapamam ben.. Hayatımda aşk yoksa küser evime dönerim.. Bu bir eksiklik midir, zayıflık mıdır bilmem.. Eğer hayatımda aşk yoksa durmadan o zavallı kalbimi delik deşik ederim.. Kimseyi suçlayamam ama en büyük kötülüğü kalbime yaparım.. Böyle zamanlarda o "güzel kederim" bana sarılıp, beni korumasa hiçbir sabaha çıkamazdım ben.. Hiçbir yola..

Neydi bilmediğim?.. İyi olduğum için mi, hep koşulsuz sevdiğim, sevdiğim insana kendimi bütünüyle adadığım için mi kaybediyordum durmadan...
İnsanların kaç yüzü vardı? bu yüzler nerelerde ve nasıl gizleniyordu?..
Sevdiğimi kazanmak için kötü olmam mı gerekiyordu?.. Ama kötü olursam sevgim ne olacaktı; kötülükle sevgim kalbimde aynı anda nasıl barınacaktı.. barınabilir miydi?...
Hayatta hep değişmez roller mi vardı?.. Hep kendini saklayan, hep güçlü olan, hep kötü davranan mı kazanacaktı?..

Kazanmak... Ne ürkütücü bir kelime.. Benimde dilime bulaşmış işte..
Sevgide kazanmak diye bir şey olabilir mi ?.. Ne adına.. Niye kazanmak.. Sevgi, boyun eğmektir bir anlamın önünde.. Sevgi bir yücelişin içinde erimektir..
Sevgi, kendi sınırlarını sevdiğinin sınırlarında kaybetmektir.. Sevgide kazanmak veya kaybetmek yoktur.. Bir başka iklimde, insanın yüzyıllardır özlediği kendisine sımsıkı sarılıp sevinçten göklere uçmasıdır sevinçten..
Böylesi cümleleri sonsuza dek çoğaltabilirdim; ama bu dünyaya, bu hayatın kurallarına geçmiyordu cümlelerim..

Bu dünyada bir yücelişin önünde sonsuza dek erimek yoktu.. Bu dünyada kurallar kadar amansız ve kader gibi acımazsız roller vardı.. Birileri kullanılıp kullanılıp terk ediliyor; diğeri ise hep özleniyor, hep aranıyor ve hep vazgeçilmez oluyordu..
Kimileri hep inciltiliyor, hep terk ediliyor; kimileri hep kutsanıyor, yüceltiliyordu.. Buydu işte o acımasız kader..

Aşkım için her şeyi göze almıştım, ama yetmemişti.. Aşkım için kalbime kötülük sokmamıştım, bu yüzden kaybettiğim söylenmişti.. Evimden başka dönecek bir yerim yoktu..
Dışarıda yağmur yağıyordu.. Ne kadar iyi bilsem de vedalaşmaları, yinede hazırlıksızdım böylesine.. İşte o an sarılırdım iyi kalpli kederime, çünkü böyle anlarımı çok iyi bilirdi o.. En güzel şiirlerimi, en güzel yazılarımı ben böylesi anlarda yazmıştım.. Ben bu acıyla ölürüm artık, dediğim böylesi anlarda bütün o başıboş dolaşan esinler, imgeler, düşler gelip beni bulmuş, beni seçmiştir.. En umutsuz anlarımda içimden bir hayal kadın çıkartmışımdır.. O hayal kadının yüzüne soluksuz bakmışımdır..
Otobüslerin yağmurla lekeli camları ardındaki o kadının yüzünü, o "güzel kederim" den bile çok sevmişimdir.. Kadının camların ardında kımıldayan dudaklarını görmüşümdür de, sesini duyamamışımdır.. Sesini duyamasam da az çok ne dediğini bilmişimdir.. İşte bildiğimi sandığım o şey beni" karanlık vadimden" geçirir.. Bu aşka düşmek tutkusunu tekrar tekrar o verir bana.. Benim
gibilerin kaderi ne denli acımasızca çizilirse çizilsin, sevgiye duyulan bu hasreti durmadan o kışkırtır..

Bu tutku olmasa, bu neden çoğaldığını bilmediğim hasret olmasa nasıl dayanırdım bunca acımasızlığa.. Sevmenin, bağlanmanın kaderi diye bana dayatılan bunca acımasız ve korkunç yasaya..

Çünkü ben hep çok iyiydim, bu dünyaya ait değildim ya; bu yüzden ilk terkedilen hep ben olurdum, ilk vazgeçilen..

Garip bir rastlantı mıydı bilmiyorum, belki de çok kişinin başına geliyordur..
Kimi sevsem onun hep uzakta hep bir yarası vardı; Ya ilk aşkı, ya onu terk edip giden biri, ya ayrıldığı kişi.. Benim sevgim, benim aşkım bana bir türlü geri dönmez de, o uzaktakine, o ulaşılmayan, o terkedip gidilen sevgiyi körükler, güçlendirirdi hep.. Kimi derinden sevsem, o bir başkasını derinden hatırlardı.. Oysa ne tuhaftı ki, o derinden özlenen, o terk edip giden, o derinden hatırlanan bu hayat gibi haksız, bu kader gibi acımasız biriydi.. Ama bunlar önemli değildi.. O güçlüydü.. Kötülük kadar güçlüydü..
Haklı, haksız olması hiç önemli değildi.. O yenip gitmişti.. Teslim alıp gitmişti.. Öylesine çok sevdim ki onları, başkalarına duydukları sevgiyi anlatmalarını sessizce, içim acıyla kanayarak dinledim.. Beni yitirmekten neredeyse hiç korkmadılar, çünkü bu hayata göre fazla iyiydim, bu yüzden ilk defa vazgeçilebilirdi benden.. Elimden kötülük yapmak gelmiyordu; sevince köpekleşiyordum, unutuyordum bütün kuralları, bütün kaderleri.. Öyleyse terk edilmeyi baştan hakettiğim neredeyse açıkça söyleniyordu bana.. Öyle gizlice, saklanarak, utanılarak bile değil..

Korkusuzca anlatırlardı bana o uzaktaki sevgililerini, ilk aşklarını, ayrıldıkları eşlerini..
Hak vererek, saçlarını usulca okşayarak, teselli etmeye çalışarak dinledim onları.. Beni yok saymalarını acıyla katlanarak dinledim..

Ama sevgimi acısı ağır geldiği zamanlarda dayanamaz, bir an önce görmek, varlıklarını hissetmek isterdim tutkuyla.. Hiç beklemediğim bir anda değişir, tanınmaz hale gelirlerdi.. Böyle anlarda bilmediğim, anlamadığım bir özgürlükten bahsederlerdi;
"Birbirimizi öyle çok aramayalım.. Öyle dip dibe yaşamayalım.. Açık yaşayalım.. Hayatımıza birileri girebilir, bunu anlayışla karşılayalım..
Birbirimizi sahiplenmeyelim.. Sahiplenmek sevgiyi öldürür.."

Susar dinlerdim..
Katlanırdım bu sözlere..
Çünkü köpek gibi seven bendim..
Sevgide yenilmiş olan bendim..

Seven herşeye katlanır.. Sevdiğini üzmemek için kendi kanatlarını kırar..
Sevdiği istediğini yaşasın diye gözlerine mil çeker.. Aşkı bitmesin diye, kendini köleleştirir.. Bu dünyada koşulsuz sevmek rezil bir şeydir!!!

Bana özgürlükten bahseden, sahiplenmenin sevgiyi öldürdüğünden o insanlar bir gün ansızın evlenirlerdi.. Benden esirgedikleri herşeyi evlendikleri eşlerine verirlerdi.. O nefret ettikleri sahiplenmekten son derece mutlu, sanki bir süre önce o sözleri onlar söylememiş gibi çekip giderlerdi..

Çekip giderler ve beni kederimle başbaşa bırakırlardı.. İyi kalpli kederimi severim ben, çünkü herkes gider bir tek o kalır.. O benim çocukluğumun gizli bahçesidir.. Dünyanın en masum güneşleri orada doğar, orada batar.. O bahçede ne güçlü insanlar vardır, ne de güçsüz.. Ne kazanan, ne de
kaybeden vardır orada..

Ama ben bu keder bahçesinde hep kendimi seyrederim.. Durmadan kendimi özlemeye mahkum edilmiş kendimi seyrederim..

Beni terk edip gidenlerden tek bir ricam vardır.. Ne olur, beni bir daha aramayın.. Çünkü ben kolay unutamıyorum.. Çünkü ben size duyduğum, sizin deyiminizle o akıldışı aşk yüzünden keder bahçemi dağıtıyorum.. Çocukluğumun o güzel bahçesini.. Ne olur beni aramayın, çünkü sonra çok acı çekiyorum.. Böyle derdim onlara, ama, yinede ararlardı.. Soluksuz, umutsuz bir gece mutlaka olur ve o zaman mutlaka akıllarına ben gelirdim.. O yedek sevgili..
O bu dünyaya göre çok iyi olan.. Çok iyi olduğu halde hep ilk terkedilen.. Yangında kurtarılması hep unutulan.. Sevgisi adına hep şekilden şekle giren.. Hep el altında tutulan.. Hep aynı sevecenlik tuzağına düşen..

Bütün gece sevdikleri insanların ne denli acımasız ve hoyrat olduklarını anlatırlardı bana.. Güçlü bir kayaya çarpmışlardı.. Girdikleri yarışları kaybetmişlerdi.. Başarı onlara çok uzaktı.. Yanlış kişiyi seçmişlerdi.. Bu ilişkinin sonu yoktu.. Verdikleri kavgada yenilmişlerdi.. Böyle şeyler anlatırlardı bana.. Benden zayıflamış, yara almış kişiliklerini onarmamı beklerlerdi.. Bunu da yapardım.. Dudaklarımı kanatarak, gözyaşlarımı içime akıtarak, kederli bahçemi onlar için bir kez daha dağıtarak bunu da yapardım..

Ama sonunda bilirdim ki çekip gideceklerdi.. Bütün o kötü enerjilerini bana bırakıp gideceklerdi.. Aramayın, çok acı çekiyorum, dememe rağmen, hayatla bağları zayıfladığında, kendilerini kötü hissettikleri anlarda arayacaklar ve içinde güçlü ve güçsüz.. Kazanmak ve kaybetmek.. Başarı ve başarısızlık geçen cümleleri bana bırakıp yine gideceklerdi.. Bir daha arkalarına bakmadan gideceklerdi..

Ve giderken, Biliyor musun aslında sen çok iyi birisin, ama bilmediğin çok şey var, diyeceklerdi..

22 Kasım 2010 Pazartesi

Sevgili Yalnızlığım..

ßenim güzel zindanım.. Gökyüzü kana bulanık izliyor beni. Sokaklarda yürüyorum uzun uzun, acılarımın teorisini yazmak değil sana, derdim; gözlerimin bulanması değil, nedensiz hıçkırdığım, ağladığım değil, gözlerim kana çalıyor değil, evrenin külü, sevgilim benim, bilmem neden, kelimelerle aramda bir bağ var çözemediğim. İkimiz birbirimizin celladı oluverdik. Yaşamımız yağlı bir urganla bağlı birbirine.

Yokluğun bir akrebin ayak izleri gibi beynimi kemiriyor buralarda. Cennetim ve cehennemim. ßenim güzel ülkem. Nefes alamıyorum, senin soluğunu taşımayan şehirlerde. Sokaklar zifiri karanlık gün ortasında. Bir bilsen ne acı ,ne acı güneş, evrenin külü, hayatın anlamı ve korkusu, gecenin teri, beynimin kanayan tarafı. En derin, en yoksul, en zifiri zindanı, bir bilsen yokluğunu. Ayaza tutuluyorum beni kavuran güneşin altında. Sen yokken intihar bile dilsiz kalıyor, savaşlar düğün-dernek, öfkeler cılız, acılar sevimsiz ve kadınlar kuru. Tenekeden, tahtadan yapılmış gibi geliyor. Ah...ne acı, ne acı şey sevmek. Derin bir sarhoşluğa benziyor. Dudaklarım ismini sayıklıyor, kelimeler azalıyor artık içimde. Her geçen gün artıyor yalnızlığın. Bir kız bu kadar sevilir mi...? ßen bunu hiç bilmezdim. Günahlarımın bedelini ödüyorum şimdi. Hiç bir zaman benim olmayacak ışığın, nefesin, sözlerin ve tenin biliyorum. Kollarım kesik kesik hatırladığım esrik rüyalarımda saracak seni, gözlerin bakmayacak maviye ve güneş denizin değildir. Ateş ve su gibidir sevmek. Biz imkansız bir aşkın, biz çölde kıvranan dilsiz bir balığın, ölümü bekleyen hükümdarın, yetim bir ülkenin evlatlarıyız. Bilmem neden aklımı çeliyor ölüm. Ah sevgilim, benim tatlı ışığım, nefesim. Yaşıyorum... Buna yaşamak denirse eğer...

Görmedim, senden sonra lezzet alacağım ve susuzluğumu giderecek hiçbirşey. Geceye ve güne andolsun ki, ölüme ve cinnete, güzel gözlerine andolsun ki kalbim sana ihanet etmeyecek hiç bir zaman sevgili. Kelimelerin yasını ölüler tutsun. Akrepler dolaşsın bu izbe kentin beyninde ve çocukları avuçluyor uzak bir ülkenin göğsünde toprak, kanlı ve kirli bir savaşın içinde. Yazarken ter kokuyor kalemim. Çünkü insan bu bunalım çağında sıkışıp kaldığını hissediyor. Artık aşklar bile kudurgan ve şehvet kokuyor sevgili. Acılar ve savaşlar içinde yaşıyor kalemim, nefesim ve sözlerim. Tutunamayan sefil adamların ülkesinde ölümü hatırlatıyor bana kelimeler...

Bu gece sabaha kadar yürümekti niyetim. Dönüp kalbimi en karanlık sokağa fırlatmak... Artık zavallı, sefil parmaklarım beni dinlemiyor. Celladını aramaktan vazgeçti çoktan kelimelerim. Oysa bir tutam sevgi dilenmiştim şu müşterek yaşadığımız arazi parçasında. Ne acı... Etrafımda hiç kimse yok. Kalabalıkların içinde yapayalnızım. Öyle bir boşluk var ki içimde, dolduramıyorum hiçbir şeyle. Aklına bile gelmeyecek sefih bir hayatı bile denedim bunu altetmek için. Karanlık çamurlu sokaklardan, caddelerden ve kadınların içinden geçtim. Deliliği, intihar denen iblisi ve kitapları deneyeli çok oldu zaten. Karanlık, izbe, loş ve rutubetli odalarda beynimi uyuşturmak için neler denedim bir bilsen, bir bilsen akrep gibi uyumadı hiç. Kendi kendini sokan adamın beyni. Şimdi sana yazıyor bunları. Aslında kendisiyle konuşuyor belki. Belki bir ufak ışık vardır ne dersin. Dostum ve yalnızlığım. Bana bir şey söyle, bu sessizlik beni çıldırtıyor. Sessizlik gözlerimi acıtıyor...
Bu gece benim için birşeyler dile, acı çekiyorum. Acımı hafifletmesini söyle. Kalbime bir nefes mutluluk göndermesini söyle. Bütün yüreğinle konuş onunla. Dua et. Buna o kadar ihtiyacım var ki. Bunu yapar mısın benim için?